Üst akıl Almanya’ya kabul et emri verdi
Afrika turumuzun ikinci gününde Kenya’dan ayrılırken Somali’ye doğru yol alıyoruz. Çok verimli geçen ziyaretlerin üçüncü gününe geçerken uçakta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan heyette bulunan gazetecilere, başta Alman Parlamentosu’nun aldığı Ermeni tasarısı kararı olmak üzere önemli konularda açıklamalarda bulundu. Dilerseniz sözü fazla uzatmadan röportajımıza geçelim..
 Alman Parlamentosu da 1915 olaylarına ilişkin malum tasarıyı onayladı. Sizin ‘Sorunları azaltmak, dostları çoğaltmak lazım’ diye bir sözünüz var. Almanya’daki kararın ardından bu mümkün mü?
ERDOĞAN: Önemli olan niyetin ve gayretin o yönde olmasıdır. Sizin niyetiniz ve gayretiniz bu olmakla birlikte, karşınızdaki dost olmamakta direniyorsa zaten yapılacak bir şey kalmaz. Ama biz, ‘Niyet hayır, akıbet hayır’ diyoruz. Dolayısıyla bizler dostlarımızı çoğaltmanın gayreti içinde olacağız. Ama aksi şekilde davrananlar, önemli bir dostlarını kaybetmiş olurlar. Niye önemli bir dost diyorum? Çünkü bizim orada 3 milyonu aşkın insanımız var. Bunların Alman ekonomisi içerisinde çok ciddi potansiyeli var. Tabii ki orada parlamento içinde yapılan tartışmaların, konuşmaların notları henüz bana ulaşmış değil. O notlar üzerinden bir değerlendirme yapacağız. Dışişleri Bakanlığı’mız, bugün o kararla ilgili gerekli açıklamayı da yaptı.
TÜRKİYE GİBİ BİR DOSTU KAYBEDEBİLİRLER
Alman parlamentosunda alınan o kararın, esasen bir kıymeti harbiyesi yok. Bizim 1915 olaylarıyla ilgili yaklaşımımızın ne olduğu ortada. Birileri o tür bir karar aldı diye tarihimiz değişecek değil. Farkında olmadıkları konu şu: Türkiye gibi bir dostu kaybetme riskiyle karşı karşıyalar. Dediğim gibi Türkiye’ye dönmemin ardından, başbakanımızla, dışişleri yetkililerimizle oturup konuşacağız, gerekli değerlendirmeleri yapacağız. Nitekim Almanya’daki büyükelçimiz istişare için Türkiye’ye çağrıldı. Onun da görüşleri alınacak. Ne yapacağımıza, yapacağımız değerlendirmeler neticesinde karar vereceğiz.
Yahudi soykırımını yapan, Holokost’un faili olan Almanya, acaba bu tür bir kararla deyim yerinde ise kendine ortak mı arıyor?
ERDOĞAN: Holokost ile 1915 olayları arasında herhangi bir benzerlik yok. 1915 olayları ile AİHM’nin aldığı karar da son derece açık. AİHM kararında, Ermeni anlatısının mutlak gerçek olmadığı ve özgürce tartışılabileceği, Ermeni anlatısını sorgulayan görüşlerin ifade özgürlüğünün mutlak koruması altında olduğu, 1915 olayları ile Holokost arasında benzerlik kurulamayacağı açıkça ifade ediliyor. Bu tespitler hukuken de bağlayıcı. AİHM, bunları açık ve net olarak söylüyor.
Almanya’nın böyle bir karar almasını, Türkiye’nin mülteci politikasına karşı bir adım olarak yorumlamak mümkün mü?
ERDOĞAN: Geri Kabul Anlaşması, vize serbestisi gibi meseleler, AB’yle ilgili konular. Bizim bu konulardaki tavrımızın ne olduğu da belli. Bunu ‘Dünya İnsani Zirvesi’ sırasında Şansölye Merkel’e de anlattım. Söz konusu iki konu eş zamanlı olarak yapılmak durumundadır. Eş zamanlı olarak yapılmazsa, biz de gerekli adımı atmayabiliriz. Yani ‘Geri Kabul Anlaşması’nın TBMM’den, Bakanlar Kurulu’ndan geçmiş olması bu işin artık bitmiş olduğu anlamına gelmez. O işin bizim Göç İdaresi’nden de ayrıca geçmiş olması.
ÖFKE İLE KALKIP ZARARLA OTURMAYIZ
Almanya’ya karşı neler yapılacak?
ERDOĞAN: Almanya’nın kararı hayra alamet değil. Dediğim gibi önce gereken değerlendirmeleri yapmamız lazım. Öfke ile kalkıp zararla oturmak bize yakışmaz.
Bu çerçevede Almanya’ya karşı ekonomik tedbirler gündeme gelebilir mi?
ERDOĞAN: Bu tür şeyleri konuşmak için erken. Tekrar söylüyorum. Önce oturup olayı iyi değerlendirmemiz lazım. Ama enteresan olan bir şey var. Burada da bir üst akıl var. Niye mi? Düşünebiliyor musunuz, oylamada bir ret, bir de çekimser, bir de oylamaya katılmamış olanlar var. Almanlar için bu kadar milli bir mesele mi bu? Geçen sene 1915 olaylarının yüzüncü yılıydı. Böyle bir tasarı niye geçen sene oylanmadı da bu sene oylandı. Bunlar düşündürücü tabii! Üst akıldan kendilerine böyle bir talimat gelmiş olmalı ki böyle bir adım attılar. Şimdi merak ediyorum: Alman yöneticiler böyle bir karardan sonra benim şahsıma, başbakanımıza hangi yüzle bakacaklar acaba?
Şansölye Merkel’in oylamaya katılmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
ERDOĞAN: Birkaç gün önce yaptığımız telefon görüşmesinde, elinden geleni yapacağını söylemişti. Ben 40 yıldır siyasetin içindeyim. Grubun ikna edilememesini anlayamıyorum. Keşke katılıp oyunu verseydi.
AB İLE İLİŞKİLERİ ETKİLEMEZ
AK Partili Naci Bostancı, kararın günlük siyasi gelişmelerle ilgili olabileceğini söylüyor. Sizce?
ERDOĞAN: Az önce verdim bunun cevabını. Mülteciler meselesi Avrupa Birliği ile alakalı. Türkiye ile olarak biz bu konuda, iyi niyetimizi ortaya koyduk. AB’ye verdiğimiz sözlerin arkasında durduk. Ama bunlar sözlerinin arkasında durmadılar: Ne söz verdikleri maddi katkıyı ödeme noktasında, ne de diğerler konularda!
Türk-Alman ilişkilerinin bu noktaya gelmesi, AB müzakerelerini etkiler mi?
ERDOĞAN: Hadiseye, Almanya’yla alakalı bir mesele olarak bakmak lazım. Bunu bir Türkiye-AB olayı gibi görmek doğru olmaz. AB olayını ayrı değerlendirmek lazım.
Parlamentoda alınan karar, aslında Almanya’ya yönelik bir operasyon gibi de görülebilir mi?
ERDOĞAN: Almanya’daki bazı kesimlerin son zamanlarda Türkiye konusundaki tavırlarının pek kabule şayan olmadığını daha önce ifade etmiştim. ‘Alman ekolü’ diye bir ifade kullanmıştım. Bu ekol şu anda Türkiye üzerinde bazı operasyonların içinde, peşinde. Bu konuda Alman medyası da bir hayli aktif. Türkiye’de bağlantıları da var tabii. Bütün bu hususları da iyi incelemek lazım.
Afrika ile tarihi ilişkiler
Uganda ve Kenya’daki temaslarınıza ilişkin bir değerlendirme alabilir miyiz?
ERDOĞAN: Uganda ve Kenya’da liderlerle görüşmelerimiz başarılı bir şekilde geçti. Türkiye’ye karşı olan muhabbetlerini görmenin bahtiyarlığı içindeyim. Gerek Museveni, gerekse Uhuru’yla verimli görüşmeler yaptık. Uhuru’nun anlamı ‘hürriyet’; çok gayretli cevval bir arkadaş, bir sene sonra da seçimleri var. Uganda’da ise seçimler yeni yapıldı ve yüzde 62 ile Museveni seçildi. 30 yılı aşkın bir süredir de başkan. Temaslarımız gayet başarılıydı. İşadamlarımız da yaptıkları görüşmelerde iyi sonuçlar elde ederlerse, buralar ülkemiz için iyi bir pazar olacaktır. Bütün mesele hazine garantisi almaktır. Bu olursa, işi sağlam kazığa bağlamış oluruz. Museveni de Uhuru da, konuda tamam diyorlar. Temenni ederim ki Türkiye’ye yapacakları seyahatlerde bu görüşmeleri, belli bir neticeye kavuştururuz. Ağustos ayı içerisinde bizde olacaklar. Kendileri ile orada da noktayı koyarız.
Dershaneden FETÖ’ye akan 1 milyar dolarlık musluk kesildi
Son MGK’da alınan tavsiye kararında Paralel yapı, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) diye nitelendi. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’ne de girmiş olacak...
ERDOĞAN: Bu, paralel yapıyla mücadele konusunda yargının da elini güçlendirecek. Paralel yapıyla ilgili yargıdan çıkmış olan bazı kararlar var zaten. Bu yeni süreçle belki kararlar da çıkacak.
Örgütün başı ABD’de yaşıyor. Bazı yetkililer ABD’de işlenen bir suç olmadığı için bir şey yapmanın mümkün olamayacağından söz ediyor. ABD’nin tutumu değişir mi?
ERDOĞAN: Bunu hep beraber göreceğiz. Terör örgütü söz konusu olduğunda ABD kanunlarında CIA ve FBI’a araştırma yapma talimatı verilmesi mümkün. Bu çerçevede, oradaki federal hakimler, savcılar harekete geçebilirler.
Uganda ve Kenya ziyaretlerinizde de gündeme geldi mi Paralel yapı meselesi? Mesela, Uganda’da hâlâ 2 okulları var, göl kenarında 60 dönüm arazileri var. Kenya’da da çok güçlüler. TUSKON’un şubesi var...
ERDOĞAN: Konuştuk. Bilgileriyle paylaştık. Dediklerimizi not aldılar. Türkiye Cumhuriyeti’nde bunlara nasıl bakıldığını öğrenmelerinin ardından, bu ülkeler de artık bunlara farklı bakacaklardır. Anlattıklarımız neticesinde, buradaki yöneticilerin kulağına en azından kar suyu kaçıyor. Bunlara artık şüphe ile bakıyorlar. Mesela TUSKON’un falan, artık eski gücü kalmadı, bitti. En büyük kayıpları dershaneler. 1 milyar dolarlık yıllık gelirleri vardı dershane ve okullardan. Bu gitti. Kendilerine yeni yeni kaynaklar oluşturabilmeleri artık hiç de kolay olmayacak. FETÖ’nün MGK Siyaset Belgesi’ne terör örgütü olarak girmesi, bunun yargıya yansıması, etkisini hissettirecek.
İsrail şartları yerine getirirse anlaşırız
Geçtiğimiz günlerde Netanyahu, “Anlaşmaya çok yakınız. Önümüzdeki hafta bir Avrupa ülkesinde görüşmeler olacak” dedi.
ERDOĞAN: İsrail ile olan görüşmeler uzun zamandır devam ediyor. Ben mayıs ayının sonuna doğru görüşmeler neticeye bağlanır diye düşünüyordum. Fakat bazı gelişmeler sebebiyle bir sarkma oldu. Şu anda ilgili arkadaşlar bu işin takibini sürdürüyor. Bizim bu konudaki şartlarımızın ne olduğunu biliyorsunuz. Özür ve tazminatın ardından, ambargonun nasıl kaldırılacağının netleşmesini bekliyoruz. Malum Gazze’de bir enerji problemi var. Aynı şekilde su problemi var. Hastaneler, okullar, bunlarla ilgili inşaat malzemeleri gibi meseleler de var.
Bahsettiğiniz bu görüşme nerede yapılacak?
ERDOĞAN: Müsaade edin de o görüşmenin yapılacağı yeri söylemeyelim.
Rusya bizimle iyi geçinmek zorunda
Türkiye-Rusya ilişkileriyle ilgili olarak gerek Putin’in gerek sizin pozitif açıklamalarınız oldu. Ama diğer Rus yetkililer, Putin’in yaklaşımından farklı şeylerden de söz ediyorlar.
ERDOĞAN: Ben Putin’in açıklamalarına itibar edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Putin ve sizin açıklamalarınızı gelecek için iyimserlikle değerlendirebilir miyiz?
ERDOĞAN: Negatif yaklaşımlar sergilemenin, buna fırsat verecek açıklamalar yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum. İyi siyaset, Rusya ile Türkiye gibi iki büyük ülke arasındaki ilişkilerin önünü tıkamayı değil, önünü açmayı esas almalıdır. Dolayısıyla olmayacak taleplerden söz etmek doğru değil. Neler yaşandığını herkes biliyor. Hava sahamıza yönelik ihlaller daha önce zaten konuştuğumuz bir meseleydi. Olay, aidiyeti belli olmayan uçakların hava sahamızı ihlal etmeleri, uyarılara da cevap vermemeleri neticesinde yaşandı. İhlal dolayısıyla angajman kuralları neticesinde hava sahamızda vurulan uçak Suriye’ye düştü. Kurtulan pilot ise Suriye’deki muhalif unsurlar tarafından öldürüldü. Biz Türkiye-Rusya ilişkilerinin böyle bir hadiseye kurban edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. Türk tipi başkanlık
Yeni hükümetle birlikte, başkanlık sistemi daha hararetle gündeme girecek gibi görünüyor. Başkanlık sistemi mi, partili cumhurbaşkanlığı mı? Hangisi daha olası?
ERDOĞAN: Parlamentonun yol haritasında bazı öncelikleri var. Arkadaşlar, “İç tüzüğün mutlaka değişmesi gerekiyor” diyorlar. Başbakanlığımın son 5-6 yıllık döneminde, aslında benim hedeflerimin arasındaydı. Ama şunu halledelim, bunu halledelim derken, iç tüzük değiştirmemiz mümkün olmamıştı. Ama zaman zaman görüştüğüm milletvekili arkadaşların da ortak kanaati, iç tüzüğü değiştirmenin şart olduğu. Zannediyorum ilk fırsatta bu iç tüzüğü değiştirecekler. Anayasa Komisyonu’nda yaşanan olayları biliyoruz. Elbette herkesin belli bir söz hakkı olacaktır. Ama bu makul bir prosedür dahilinde olmalı. Önerge üstüne önerge vererek zaman kaybına yol açılmasına mani olunmalı... Başkanlık sistemi, partili cumhurbaşkanlığı aslında çok çok farklı şeyler de değil.
Mevcut şartlarda, partili cumhurbaşkanlığının daha kolay mümkün olabileceğini söyleyenler var.
ERDOĞAN: Aslında partili cumhurbaşkanlığı meselesini, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de dillendirmiştim. Anlamak istemeyenler, hadiseye farklı yaklaştılar.
Yine de nihai hedefiniz, partili cumhurbaşkanlığından ziyade, başkanlık değil mi?
ERDOĞAN: Dedim ya çok da fark etmiyor. Bu konu öyle çok çok siyah beyaz değil. O kadar birbirinden kopuk değil. Bütün mesele partili cumhurbaşkanlığının içini neyle nasıl dolduracağınız. Bu yapıldığı zaman mesele bitmiştir. Ben dünyadaki çeşitli uygulamaları inceleyerek kendi sistemimizi oluşturabileceğimizi de söyledim. Bir arı gibi bütün çiçeklerden nasibimizi almayı, böylece en idealini ortaya koymayı önerdim. Bunu “Türk Tipi Başkanlık” olarak ifade ettim, ondan da rahatsız oldular...
HÜKÜMETİN EKONOMİ YÖNETİMİ
Yeni hükümette, ekonomi yönetiminde yetkiler parçalandı. Burada iki başlılık sancısı çıkmaz mı?
ERDOĞAN: Çıkmaz. Hatırlarsanız, ben başbakan olduğumda bütün yetkiler Ali Bey’de (Babacan) değildi. İkinci dönemde ben Ali Bey’de toplamıştım o yetkileri. Sonunda bunların başı kimdir? Başbakan’dır. Diyelim ki Mehmet Şimşek istediği gibi hareket edebilir mi? Aynı şey Nurettin Bey (Canikli) için de geçerli. İkisi de sayın başbakanla yapacakları şeyleri başbakanla paylaşacak. Onunla paylaşmadan kendi başlarına adım atmaları mümkün değil. Üçlü kararname ise sonunda bize de gelir.
Devletin şefkati terörü bitirecek
TERÖR
Gerek MGK’da gerekse Bakanlar Kurulu’nda, PKK terörünün bitirilmesi noktasında, ‘Sona hiç bu kadar yaklaşılmadı’ tespiti paylaşılıyor. Farklı bir süreç var mı?
ERDOĞAN: Operasyonların yapıldığı il ve ilçelerde sürekli açıklamalar yapılıyor. Yüzde 80, yüzde 100, mesela Nusaybin’de yüzde 95 deniyor. Bunlar güvenlik güçlerimizin elindeki oranlar. Ama iş bununla kalmayacak. Yeni yönetimle bir şeye başlıyoruz. Bu söylenen il merkezlerinde, ilçelerde yoğun şekilde, vatandaşlarımız devletin onların yanında olduğunu somut bir şekilde hissedecek... Mesela Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koordinesinde altyapı, üst yapı noktasında çalışmalar başlayacak. O ilçenin nasıl değiştiği açıkça görülecek. Bu bizim 6 ay ile bir yıl arasında bir zamanımızı alır. Hak sahipleri yerlerini alacaklar. Spekülasyonların asılsız olduğu ortaya çıkacak.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.